HUKUK FELSEFESİ VE SOSYOLOJİSİ

HUKUK FELSEFESİ VE SOSYOLOJİSİ


DERS NOTU

by ucr


Hukuk Felsefesi

İnsanların barış ve huzur içinde yüksek standartlı bir hayata, toplumsal birlikteliğe ulaşmaları ve bunu sürdürmeleri için tarihsel süreçte ulaştıkları kazanımların temel ilke ve kurumları irdeleyen, tartışan ve araştıran bir disiplindir.

Bu ilkeler hukukun temelidir. Yazılı Hukuk (Pozitif Hukuk) bunları gerçekleştirmek için vardır ve bunları gerçekleştiremeyen bir sistem yazılı prosüdurel kurallara sahip olsada hukuk değil keyfiliktir.

Hukuk; nesnel, eşit, açık ve gerçekleştirilebilir olmalıdır.

Hukukun ve insani birlikteliklerin temeli insan onuruna duyulan saygıdır. Bu saygı olmadan ''yaptırımlandırılmış sosyal kuralların'' bir anlamı olmaz.

Hukuk Felsefesi : hukuk nedir; ne olmalıdır? Adalet, hak, eşitlik, özgürlük, vb.. gibi kavramların anlamı nedir? Hukukun zorlamayla ilişkisi nedir? Hukuk hangi ilkelere göre hareket etmelidir? Gibi soruları ve sorunları araştıran disiplindir.


Felsefe

2 ayrı tanımı vardır. Bunlar; Sokrates öncesi ve Sokrates, Platon ve Aristo sonrası'dır.

Presokratik(Sokrates ö.) : Felsefe Sokrates öncesi dönemde pratikti. Kişi felsefeyi yaşar, kendisinde yansıtır. Burada, 'ayna olmak esastır.'

Sok. Pla. Aris. Sonrası : Felsefe sistematik bir biçim kazandı. Yani sorunları tanımladı, sınıflandırdı ve bunlar üzerine ayrıntılı araştırmalara, incelemelere, refleksiyona(düşüncelerimiz üzerine düşünmemiz) önem verdi.


SİSTEMATİK FELSEFENİN GÖRÜNÜMLERİ :

ONTOLOJİ: Varlık bilimidir. Fizik - Metafizik(Fiziğin açıklayamadığı konular). İnsan bilgisinin eleştirisi Kant'la başlamıştır.

EPİSTEMOLOJİ: Bilginin doğası, kapsamı ve kaynağı ile ilgilenen felsefe dalıdır. Bilgi Felsefesi olarak da adlandırılmaktadır. Elde ettiğimiz bilgilerin sağlıklı olup olmadığını hemde aklımızı yani bu verileri değerlendirme yeteneğimizi araştırır. AKIL-DENEY-SEZGİ

AKSİYOLOJİ: Değer Teorisi . İkiye ayırarak ele alınır :

  1. Etik : AHLAK ve HUKUK

  2. Estetik Güzelliği


NORMATİFLİK KAVRAMI

Somut olarak her hukuk düzeni bir normlar sistemi olarak karşımıza çıkar.

Normatiflik kavramı aynı zamanda meşruriyet problemininde temelidir. Hukuk kural olmasıyla yani normatifliğiyle ''olması gerekeni'' öngörür. Böylece olanı meşrulaştırır ya da gayri meşru ilan eder.

Hukuk hayat olaylarını meşrulaştırır. 1


BÜYÜK FELSEFE AKIMLARI

Bütün sorulara cevap sunan görüşlerdir. İDEALİZM ve MATERYALİZM

1. İDEALİZM :

Evrenin, dünyanın, herşeyin aslının esasının madde dışı eni, boyu, yüksekliği olmayan, madde olmayan düşünce tarafından belirlendiğini ileri süren görüştür. Buna göre düşünce evrenin temelidir. İlktir, asıldır. Maddebu düşüncenin ürünüdür.

Çeşitleri : 2'ye ayrılır.

  1. Objektif İdealizm : Platon-Kant çizgisi objektif idealizmi temsil eder. Yaşadığımız dünyanın üstünde ve ötesinde herşeyin üzerinde olduğu ideal dünya öngörürler. Onlara göre o dünya bizim dünyamızın temelini oluşturur. Biz ne kadar o dünyayla bağlantılı olursak, ona göre davranırsak bu dünyada doğru bir şey yapmış oluruz.

  2. Subjektif İdealizm : Temsilcisi Berkeley olan sub. İdealizme göre herkesin kendi dünyasında yaşadığı gerçekliğin ötesinde bir gerçeklik yoktur. Biz kendi düşüncemizin bizim için oluşturduğu bir dünyada yaşarız.


2. MATERYALİZM :

Maddeciliktir, İdealistlerin ters görüşüdür. Evrenin esasının madde olduğunu, ideada düşüncenin bunun türevi olduğunu ileri süren görüştür. Maddecilere göre madde şekil değiştirerek evrendeki her türlü yapıyı meydana getirir. Düşüncede maddenin ürünüdür. Örneğin; insan bedeninin düşünceyi ortaya çıkarması.

Çeşitlri : 2'ye ayrılır.

  1. Klasik ya da Mekanik Materyalizm : Evrendeki madde miktarı sabittir. Bu madde belirli kombinasyonlar sonucunda tekrar ilk haline döner. Örneğin; A B C : ABC, BAC, CAB, ..

  2. Diyalektelik Materyalizm : Bu sözcük Sokrates ve Platon'dan gelir. Diyalog kökündendir. Karşılıklı konuşmadır. Soru cevapla gerçeği bulma yöntemidir.

Hegel sonra bunu değiştiriyor. Doğadaki herşey diyalektik yönteme göre hareket eder. Tezler vardır. Hiçbir şey saf değildir, kendisi içerisinde çelişkisi vardır ve kendi içinde zıttını ortaya çıkartır. Buda antitezdir. Sonra içindeki çelişkilerde karışır. Ortaya sentez çıkar. Sentez yeni bir tezdir. Bu böyle sonsuza kadar devam eder. Bunun diğer önemli savunucusuda Carl Marx'tır.


HUKUK – AHLAK İLİŞKİSİ

Hukuk ile ahlak iç içedir. Öyle ki diğer toplumsal kurallardan örneğin; nezaket kurallarından, din kurallarından  farklı olarak hukukla ahlak içsel bağlantıdadır. Bu bağlantı 2 biçimde karşımıza çıkar.
1. Dönüştürme : Hukuk ahlakın kavramlarını alıp dönüştürür ve ahlaki içeriğinden çok daha dar belirli ve kesin bir anlam verir. BK.3 teki blmeyecek ve bilebilecek durumda olmamak yani iyiniyet subjektif iyiniyettir. Oysa ki ahlaken iyiniyetin çok daha geniş bir anlamı vardır. Hukuk ahlakın iyiniyet kavramını almış ve hukuki bir kavrama dönüştürülmüştür.
2.Gönderme : Zaman zaman hukuk kuralları böyle bir kavram belirlemesi yada daraltması yapmadan doğrudan ahlaki bir kavrama yada ahlakın tamamına bir gönderme yapar. Örneğin; BK.M.20 ; sözleşmelerin ahlaka aykırılık durumunda geçersiz olacağını ileri sürdüğünde hakimin toplumda mevcut varolan ahlak anlayışına göre sözleşmede görülen düzenlemenin geçerli olup olmayacağına karar verir.2






HUKUKLA AHLAKIN ARASINDAKİ FARKLAR

  1. Hukuk davranışa bakar, ahlak ise niyete bakar. Örneğin; Eğer bir adam işinden nefret ediyorsa, patronuna gülüyorsa bu hukuka aykırı değildir. [Kast hareketi ve sonucu ister, taksir ise sadece hareketi ister sonucu istemez ve beklemez.]

  2. OTONOM-HETERENOM

Otonom : Kuralı koyanla uygulayan aynı kişidir. Kişinin hayatında uygulayacağı kurallara kendisinin karar vermesi ve buna sadık kalması yani istikrarlı biçimde uygulamasıdır.

Heterenomi : Kuralı koyanla bu kuralı uygulayanın ayrı kişiler olmasıdır. Hukuk heterenomdur. Örneğin ; TBMM'nin kuralı koyup halkın o kuralı uygulaması.

Temelde hukuk heterenım, ahlak ise otonomdur. Ancak toplumsal bir ahlak vardır ve dolayısıyla ahlaktada bir dış kural koymadır, yani heterenomiden söz etmek mümkündür.

Buna karşılık eğer ülke demokratik ise hukukta bir ölçüde otonomdur. Çünkü [Demokrasinin asgari şartları; 1. Yönetilenlerin bir biçimde yönetime katılması ya da etki etmesi gerekir. 2. İnsan hak ve özgürlüklerini mümkün olduğu kadar geniş biçimde yönetime katılması ya da etki etmesi gerekir. Bu iki koşul ne kadar gerçekleşirse ülke o kadar demokratiktir. Bunları reddeden rejim ise anti demokratiktir.] halk kuralların yapılmasına katılmakta ya da doğrudan demokraside olduğu gibi neyin kural olacağına kendisi karar vermektedir.

  1. Hukukun kesin, organize teşkilatlı bir yaptırım sistemi olmasına karşılık ahlakın yaptırımı yalnızca vicdan azabıdır.

Ahlakta ciddi toplumsal tepki biçiminde bir yaptırıma sahip olabilir. Buna karşılık hukuk her zaman kağıt üzerinde olduğu gibi işlemez. Pek çok hukuk ihlali çeşitli nedenlerle yaptırımsız kalır.

Amaç Ölçütü : Hukuk ve ahlakın amaçları farklıdır. Hukuk temelde adaleti gerçekleştirmek ister yani hakkı teslim etmeye çalışır. Oysa ki ahlak haktan fazlasını verir. Yani iyilik yapmayı öngörür.


DİN VE HUKUK İLİŞKİSİ

Din temelde naklidir. Nakledilen kuralların akılla yorumlanarak uygulanması gerekir. Çünkü bütün dinler akıllı varlıklar için geçerlidir.

Tarihte dinler rasyonel olarak yorumlandıklarında hukukla çatışmamışlardır. Buna karşılık hukukla din irrasyonel, akıl dışı yorumlandıklarında ciddi çatışmışlardır.

Eğer kişi dine inanıyorsa, din kişinin hayatında travmatik sorunların çözümünde merkezi bir rol oynar. Örneğin; ölüm, yakınları kaybı, vb.. bu rolleri oynayabilmesi için kişide merkezi bir konumda olmalıdır.

Ancak din bireysel alanda kapladığı bu bu önemli yeri toplumsal olarak edinemez. Çünkü o zaman özgürlükleri ortadan kaldırır ve kendisi uygulama şansınıda kaybeder.

Ülkemiz açısından din ve hukuk eğitim sisteminin özellikle 18.YY'dan itibaren bozulmasıyla, dejenere olmasıyla çatışma başlamıştır. Bu çatışma günümüzdede belli ölçüde devam etmektedir. 3

HUKUK FELSEFESİ AKIMLARI

Hukukun üç boyutu vardır ve bize bu biçimlerde görülür. Şimdi aşağıdaki tabloyla bu boyutları ele alalım.

NORM

SOSYAL UYGULAMA

ETİK DEĞER (ADALET)

1.ANALİTİK POZİTİVİZM

(AUSTİN) HUKUK=NORM

1.DAYANIŞMACI OKUL

(DARKHEİM-DUGUİT) HUKUK=UYGULAMA

1.DOĞAL HUKUK İLİŞ.

2.NORMATİVİZM

(H.KELSEN)

2.TARİHÇİ HUKUK OKULU

(SAVİGNY)

-

-

3.MARXİZM

-

-

4.YARARCILAR

-


  1. NORM


A.ANALATİK POZİTİVİZM : Eski bir asker olan Austin hem hukukun teorisini yapmış hemde İngilterenin dönemindeki hukuk reformundan pay sahibi olmuştur. Ona göre hukuk bilim olmalıdır. (Jurice Prudence)

Hukuk 'olan' hukuktan ibarettir. Olması gereken hukuk ayrı bir bilim dalının konusu olmalıdır. Analitik hukuk bilimi sadece olan hukukla uğraşır. Olması gereken hukukla ise normativistler ilgilenir.

Austin'e göre hukuk egemen tarafından korunur. Austin bilimsel olmak için kullandığı her kavramı basitten karmaşığa doğru giderek tanımlamaktadır.

Austin geometrik yöntemi kullanmaktadır. Öklid geometrisi nasıl nokta gibi kolay kavramdan yola çıktıysa Austin'de bu yöntemi hukuka uygulayarak açıklamaktadır.

Austin'in görüşü yararcı insan gücüne dayanır. Yararcı anlayışa göre insan iki dürtünün egemenliği altındadır. Bunlar haz ve acıdır. İnsan hazzı arttırmak ya da acıdan kaçmak için hareket eder. Austin yararcı psikolojiye dayanarak evrensel yani İngiltere dışında ve İngiliz kültürüne yabancı haklarıda uygulayabilecek.

Ona göre hukuk; bilinçli bir varlık tarafından başka bir bilinçli varlığa yönetilen şeyin gerçekleştirilmediği takdirde ciddi zarar tehdidi içeren iradedir, istektir.

Austin'e göre yaptırım; iradenin gerçekleştirilmemesi halinde uygulanacak acı çektirme ya da zarar verme yaptırım oluşturur. Kendine emir yöneltilen kişiye de sorumlu ya da yükümlü denir.

Austin, hukuk=emir diyor (emrin, emir kipinde olması şart değildir). Yaptırımı uygulayacak kişinin o konumda olması gerekir. Emir bilinçli iki arasında olacak, işte o zaman hukuk olur.

Austin'e göre hukuk; egemen olan kişinin verdiği emirlerden oluşur. [egemen: bir ülkedeki herkesin onun emirlerine tabi olduğu, ona kendisinde başka birisinin emirlerine tabi olmadığı kişidir.]

Austin ile ilgili sorunlar ;

1)Haydut Problemi; Austin'in kuramına göre karanlık bir sokakta yol kesen ve değerli eşyalarımızı vermemizi isteyen bir haydutun verdiği emri hukuk olarak kabul etmekgarip bir sonuca götürecektir.

2)Egemen öldüğünde ne yapılacağıda bir sorundur. Egemen öldüğünde o hukukta etkisini kaybedecektir. Buna çözüm olarak eski egemenin emrettiği her şeyi bende emrediyorum demesi gerekir. Ancak bu da Austin'in kuralı açısından çok tatminkar bir çözüm değildir.

3)Austin'e göre egemene itaatin nedeni alışkanlıktır. Oysa ki alışkanlık hukuku norm boyutu içinde açıklanmayacağını iddia eden Austin burada da çelişkiye düşmüştür. Alışkanlık sosyal bir olgudur.

4)Austin örf ve adet hukukuyla hakimin hukuk yaratması kanununda açıklamada zorlanmıştır. Austin'e göre hukuk egemenin emridir ancak örf ve adet hukukunda bu emir genelleşmiştir ya da bulunmamaktadır. Bu soruna getirilen çözüm ''egemenin hakime bir şekilde uyuşmazlığı çözmesini emrettiğidir''. Bu ise egemenin emri dışında bir şeyleri hukuk saymamıza neden olacağı için Austin'in teorisine uygun değildir. 4



B.NORMATİVİZM AKIMI : Austin'in çözemediği sorunları cevaplamak ama pozitivizmin özündende uzaklaşmamak için (yani hukuk ahlak ayrılığını korumak için) Kelsen, Austin'in emir dediği hukuku kural olarak yani norm olarak kurumsal bir yapıya kavuşturmuştur.
Kelsen saf hukuk teorisini ister ve yapabilmek için yabancı öğeleri çıkartıyor. Kelsen, normlar ve kurallar arasındaki ilişkiyi istiyor. Bu kuralların uygulanması, hukukçunun değil sosyologun işidir.
Hukuk kurallarının içeriğini adil ya da ahlaki değerlere uygun olup olmaması sorunu ise Kelsen'e göre hukukuçunun değil, felsefeçinin ya da siyaset bilimcinin işidir.

- Kelsen'in çok önemli 2 kavramı vardır.

  1. Geçerlilik

  2. Etkililik

Geçerlilik : Ona göre her hukuk kuralı hiyerarşik bir yapı içinde yer alır. Bu kademeli yapıda kuralın kaynağı kendisinden yukarıda yer alan kuraldır. Örneğin ; tüzüğün kaynağı kanundur. İşte bu nedenle bir hukuki düzenlemenin geçerli olup olamaması için kendisinden üstte yer alan bütün hukuki düzenlemelere uygun olması onlarla çelişmemesi gerektir. Bu nedenle tüzüğe aykırı bir ilgili yönetmelik geçersizdir.

Kelsen'e göre bir mahkeme kararının geçerli veya adil olmasının anlamı ilgili mevzuatta uyuşmazlıkla ilgili (yasa, tüzük, yönetmelik gibi..) doğru çıkarılmış olmasına bağlıdır.

O hukuk kuralının belli bir ahlak anlayışına göre yanlış veya doğru olması Kelsen açısından bir anlam ifade etmez.

Etkililik : 2 şekilde ortaya çıkar;

Kelsen açısından asıl önemli olan bütün bir hukuk sisteminin etkili olmasıdır. Bunun anlamı bir ülke sınırları içindeki halka tek bir hukuk sisteminin uygulanması, birbirini inkar eden rakip hukuk sistemlerinin bulunmamasıdır.

Etkililiğin ikinci anlamıda, tek bir hukuki düzenlemenin örneğin; bir yasanın sürekli uygulanmasıdır. Bazı yasalar yürürlükte oldukları halde uygulanmayabilirler. Örneğin; Türk Parasının Kıymetinin Korunması Kanunu dövizle sözleşme yapmayı yasaklıyor, oysa ki 70'li yılların sonunda bu yasa uygulanmakta olduğu halde dövizletaşınmaz kiralanması yaygın hale gelmiştir. Böyle olunca etkililik olmuyor. Kelsen'e göre sistemin tamamının uygulanması gerekir.

Kelsen hukuku kanunlaştırmakla beraber bir iki noktada çelişkiye düşmüştür. Örneğin; etkililik kavramı sosyolojik bir kavramdır. 5

2.SOSYAL UYGULAMA

SOSYAL OLGU BOYUTUNDA HAREKET EDEN OLGULAR

A.DAYANIŞMACI OKUL :

Hukuk toplumda kendiliğinden ortaya çıkar. Durkheim'a göre toplumda hukuku ortaya çıkaran iki tür dayanışma vardır.

Örneğin ,hemşehrilerin aynı değeri, kültürü paylaşan insanların birbirlerine benzedikleri için oluşturdukları dayanışmaya mekanik dayanışma denir. Burada önemli olan dayanışmanın temelinin benzemeye dayanmasıdır.

Mekanik dayanışmadan doğan hukuk kuralları, bu dayanışma çok temel ve derin noktalarda olduğundan bozulması durumunda ceza hukukunun yaptırımlarıyla karşılaştırılır. Böylece Durkheim'a göre mekanik dayanışmadan doğan hukuka ceza hukuku diyoruz.

İkinci bir dayanışma türü daha vardır. İnsanlar bir araya geldiğinde en basit toplulukta bile iş bölümü ortaya çıkar. (En eski toplumlarda din adamı-asker farklılaşması) İş bölümü benzemeyen insanları bir araya getirir. Örneğin; terzi ayakkabıcıya, ayakkabıcının terziye ihtiyaç duyması iş bölümü nedeniyle ortaya çıkar. İşte iş bölümünden ortaya çıkan bu dayanışmaya organik dayanışma denir.

Organik dayanışmada ise özel hukuk ortaya çıkar. Tazminat yaptırımı uygulanır. Durkheim'a göre hukuk kuralları kendiliğinden bu iki tür dayanışmanın ürünü olarak ortaya çıkar.

B.TARİHÇİ OKUL :

Almanya'da Savigny tarafından temsil edilmiştir. Savigny 1960'ta bir Alman MK yapılması fikrine karşı çıkmış ve 50 yıl yasanın yapılmasını ertelettirmiştir.

Tarihçi okula göre, her halkın kültürel birikiminden o halka özgü karakteristik özelliklerinden oluşan bir halk ruhu vardır. Bu halk ruhu o halkın kimliğini oluşturur. Bu ruh kendiliğinden aynen dil gibi zaman içinde halk hukukunu ortaya çıkartır.

[Kodifikasyon: Geniş anlamda, yasa yapmak demektir. Ortaya yeni bir ihtiyaç çıktığında o ihtiyaca uygun düzenleme yapmaktır. Özel anlamda ise, 1800-1950 yılları arası Avrupa'da ve tüm dünyada hukukun, mevcut tüm kurallarının yazılı hale getirilmesi kuralıdır. 1804 Alman MK'la başlar. Bizdede 'Mecellei Ahkam-ı Adliye' ile başlar.][Resepsiyon: Kodifikasyon çağında bazı ülkeler kendileri yasa yapmak yerine başka ülkelerin yasalarını tercüme ve adapte edip kendi ülkelerindeki yerine konulur. Diğer bir deyişle iktibas etmektir.]

Tarihçi okul yasaları insanlar tarafından tasarlanıp kurgulanmasına karşı olduğu kadar resepsiyonada karşıdır. Yasa koyucu ancak halkın hukukunu saptamalı, yasahaline getirmeli ve düzenlemelidir. Ancak tarihçi okul kavramlar içtihadına dönüşmüş ve kendi görüşlerine zıt olmakla birlikte Almanya'da Roma Hukukunun uygulanmasını istemiştir. Roma hukukunu istemesinin gerekçesi ise en iyi hukukun en çok uygulamaya haiz olduğu hukuktur.

C.MARXİZM: Marx'a göre; herşeyin, toplumun temeli ekonomidir. Buna alt yapı denir. Dil, her türlü kültür, sanat ise tümüyle bu ekonomiye bağlı üst yapıdır.

Ekonomiyle kültür arasında, yani alt yapıyla üst yapı arasında nedensellik bağlantısı vardır. Ekonomi nedendir. Her türlü kültürel oluşum sonuçtur. Ona göre ekonomik yapı kapitalist, toplumda sömürüye dayanmaktadır. Dolayısıyla bu toplumun hukukuda adaletsiz bu sömürü ilişkisini sürekli hale getirmek için güçlü sınıf tarafından konulmuş kurallardan ibaret olacaktır.

Kapitalist toplumda iki sınıf vardır. Bunlar; proleter sınıf ve kapitalist(burjuva) sınıfıdır. Bu iki sınıf mücadele halindedir. Hukuk, güçlünün sömürüsünde zora dayandırılarak sürekli kılınan kurallardır ve devlette bu gücü somutlaştıran kurumdur. Sömürü olduğu müddetçe güce yani devlete ihtiyaç olur.

İnsanlıktarihi, sınıf mücadelesinin tarihidir. İlk çağlarda köle-efendi mücadelesi vardır. Orta çağda soylu-serf mücadelesi vardır. Kapitalist toplumda ise burjuva-proletarya mücadelesi vardır.

Zamanla servet farkı durumu arttıkça, sınıflar arası mücadele şartları sertleşecek. Proleter devrim gerçekleşecektir. Proletarya diktatörlüğünün ardından sosyalist anlayışa geçiilecek, sonra da komunizm aşamasına ulaşılacak.

Sosyalist aşamanın özelliği kişilerin emeklerinin karşılığını tam alabilmeleridir. Komunist aşamada ise; tüketim, tam istihdam gerçekleştiğinden ihtiyaca göre olacaktır.


D.YARARCI ANLAYIŞ: Yararcılar, hukukun mutluluk matematiğine uygun olarak düzenlenmesini isterler. Yani, hukuk ''en çok sayıda insanın en büyk mutluluğuna'' yönelik olmalıdır. Bu hesap yapılırken herkes 'bir' sayılır.


ETİK DEĞERDEN HAREKET EDEN OKUL

DOĞAL HUKUK OKULU

Doğal hukukçularda hukukun norm ve sosyal olgu boyutunu kabul ederler. Ama bir kuralı hukuk yapanın o kuralın içeriğinin ahlaki bir değere uygun olması ve kuralın adaleti gerçekleştirmeyi amaçlaması olduğunu ileri sürer.

Pozitif Hukuk Doğal Hukuk : Doğal hukuku pozitif hukuk yapmaya çalıştığımız zaman, hayat dinamik olduğundan yine bir doğal hukuk bulunacak hiçbir zaman doğal hukuk pozitif hukuka eşit olmayacaktır.

Doğal hukuk eski yunandan günümüze gelen bir görüştür ve çeşitli dönemlerde de farklı anlamlar kazanmıştır. Örneğin; eski yunanda doğacı hukuk iken, ortaçağda dini karakterli bir doğal hukuk, aydınlanmada apriori evrensel ilkelerden oluşan bir doğal hukuk vardır. Günümüzde ise Kopenhang kriterleri ya da insan hakları hukukunun evrensel olarak kabul ettiği ilkelere dönüşmütür.7







ADALET

Adalet ahlak felsefesi, hukuk felsefesi ve siyaset felsefesinin temci kavramlarından biridir. Platon ve Aristo'dan beridir birçok düşünür müstakil adalet teorileri geliştirmeye çalışmış veya kendi sosyal teorilerinin adil olduğunu öne sürmüştür. Klasik çağda olduğu gibi da modern çağda, adalet hem "sıradan" insanların hem de derin tefekkür sahiplerinin başlıca ilgi odaklarından biri olma vasfını korumuştur.

Adalet, günlük lisanda, herkesin ve herşeyin yerli yerinde olması; olması gereken yerde olması; herkesin hak ettiğini alması veya herkese hakettiğinin verilmesi gibi anlamlara gelir. Yinede, bütün bu "tanım"lar aslında birer totolojiden ibarettir; kendi başlarına bir şey ifade etmez, adaletle ilgili bilgi birikiminizi genişletmezler, adalet kavrayışımızı şu veya bu yönde değiştirmezler. Adaletin mahiyetinin daha iyi kavranması ve âdil olanın âdil olmayandan ayırtedilebilmesi için ilâve bilgiye ihtiyaç duyulur.

Adalet Türleri;

Denkleştirici Adalet

Bireyler arasındaki eşitlik düşüncesiyle ilişkili olan toplum içindeki bireylerin birbirleriyle olan ilişkilerini eşitlik, ve dürüstlük içinde düzenlemeyi amaçlayan adalet anlayışı. Özel­likle bireyler arasında eşya ve hizmet alışve­rişinde söz konusu olan ve aritmetik eşitliğe dayanan adalet türü.

Dağıtıcı Adalet

Herkese hak ettiğini vermek biçiminde tanımlanan orantılı bir eşitlik düşüncesinin ürünü olup, eşitlerin eşit, eşit ol­mayanların da farklı işlem görmesi gerektiğini savunan adalet türü. Bir toplumda mal, mülk, eğitim, imtiyaz, hak ve fırsatların, top­lumun üyelerine orantılı bir şekilde dağıtılma­sına dayanan adalet anlayışıdır.

HAKKANİYET

Hakkaniyet; diğer adalet türlerinden farklı olarak somut olayın özelliklerine sonuna kadar iner. Bu anlamda keyfiliğe kaçma tehlikesi vardır.

Hakkaniyette somut olayın, nesnelleştirilebilir bireysel özelliklerini dikkate almaktadır.

(Örneğin; Siirt'li bir öğretmen öğrencilerinden birine Siirt'li olduğu için ona fazla puan vermesi söz konusu olamaz fakat Siirt'lileri Kalkındırma Derneğine sekreter alınırken bir Siirt'linin başvurusuna öncelik tanınması doğal bir şeydir ve diğer başvuru yapanlar şikayet etse bile verilecek cevap vardır.)

SOSYAL ADALET

Liberal ideolojinin oluşan sosyal patlamalar sonucu kendisinde yaptığı bir uyarlama, bir ayarlamadır. (Sanayi Devrimi sonucu ortaya çıkan işsizlik örneği) Bu sosyal patlamalara rağmen o dönemde hakim olan doğal hukuk anlayışı bu sosyal ve teknolojik gelişmeleri görmezden geliyordu. Ona göre insanlar doğuştan özgür ve eşitti. Sözleşme özgürlüğü vardı. Mülkiyet mutlak bir haktı. Tüm bu nedenlerle doğal hukuk anlayışı liberal devletten sosyal devletegeçiş yapmıştır. (Sosyal devleti kesinlikle sosyalist devletle karıştırmamak gerekir. Sosyal Devlet; liberal teorinin içindedir. Sosyalist devlet ise Marxist teorinin içindedir.)

Sosyal Adaletin Temel Kabulleri

  1. Diğer adalet türlerinden farklı olarak bireyleri değil grupları ele alır. Örneğin; işçi-işveren, hoca-öğrenci, zengin-fakir ve benzerleri ... (Gruplar arası adalet)

  2. Günümüzde çalışan kesimlere tanınan ve en geniş anlamda sosyal haklar olarak adlandırılan haklarda bu anlayışın ürünüdür. Bunlara talep hakları denir. Örneğin; asgari ücret, ücretli hafta tatili ve yıllık izin, doğum izni, kıdem tazminatı, sosyal sigorta, işçi sağlığı ve güvenliği, ...

Başlangıçta eşitlik ve fırsat eşitliği

Gelir dağılımının olabildiğince dengede olması, işletme içi demokraside sosyal adaletin bir yansıması, ürünüdür.

Üniversite öğrenci temsilcilerinin, üniversite kuruluna katılmaları, fakülte kuruluna katılmaları da bir sosyal adalet, sosyal demokrasi gereğidir.8

  1. Sosyal Fonksiyon Olarak Adalet; Liberal mülkiyet mutlaktır, liberal mülkiyet malikle mal arasına herhangi bir şey sokmuyordu, malik istediği gibi tasarruf edebiliyordu.

Roma Hukukundan gelen bütün hakları (usus,abusus,fructus) kullanabiliyordu. Oysa ki sosyal fonksiyon olarak mülkiyette mülkiyetin sujesi ile mal arasına kamu yararı girmiştir. Yani malik malını kamu yararına aykırı biçimde kullanamaz. Örneğin; fiyatlar yükselsin diye akçe denize dökülemez.

Sosyal devlet liberal devletin bir versiyonudur. Marxizm'deki sosyalist devletle ilgisi yoktur.

Toplumdaki servet farkından doğan adaletsizlikleri gidermek üzere her yurttaşa insan onuruna yaraşır bir ekonomik düzen kazandırmaya çalışır. İnsan onuru, insan haklarının temelidir.


ÖZGÜRLÜK

Özgürlük anlayış olarak aşkın ve yerleşik diye ikiye ayrılır.

AŞKIN ÖZGÜRLÜK ANLAYIŞI

Aşkın; Bu dünyanın üstünde, dışında, ötesinde özgür olacaksınız anlamına gelir.

Kitabi Dinlerin Özgürlük Anlayışı

Dinler bu dünyayı bir sınav alanı olarak tanımlamaktadır. İnsan türünün üç dinindede öngördüğü sınav ortamını sürdürebilmesi için iyi ve kötü hakkında kendi kararını seçim yapabilecek bir ortamda, seçerek verebilmesi lazımdır. Bu nedenle dinlerin temel mantığında insanın toplumsal ve bireysel olarak özgür olması gerekir. Aksi halde dinin öngördüğü sınav ortamı ortadan kalkar.

İslamda Özgürlük

İslamiyet öncesi konusu kader problemi ile belirginleşir. Batıda çok geniş bir literatürdür. İslamın 'kader anlayışı' nedeniyle özgürlüğü toptan reddettiğini ileri sürmektedir. İslamda alın yazısı vardır, özgürlük yoktur. Ancak islamdaki özgürlükle ilgili mezhepsel farklılıklar dikkate alındığında bunun doğru olmadığı açıktır.

Mezhepler;

Cebriye'nin Özgürlük Anlayışı:

Emevi toplumunda görülüyor. Alın yazısı mutlak görülüyor. Cebriye'de kazaya rıza temel kabuldür. Kaderin gerçekleşmesine kaza denir.

Cebriye, bir dönem halifenin peygamberin değil, Allah'ın halifesi olduğunu ve mutlak olarak itaat etmek gerektiğini ileri sürmüştür. Yani islamda kader kavramının siyasileştirildiği görülmektedir.

Multezilerin Özgürlük Anlayışı:

Eski yunan hazcılık ya da yararcılığından etkilenmiştir. Buna göre Allah evreni yaratmış ve kuralları koymuş, yaratmış ve kurallarını koymuş, insan türü içinde yol gösterici ilahi kitapları göndermiştir. Bundan sonra da ancak kıyamet gününde bir d

Yorum Yaz