FİKRİ HUKUK - ucrhukuk.weebly.com daki hukuk eğitimi bölümünden
FİKRİ HUKUK
DERS NOTU 2009
BY UCR
GENEL BAKIŞ
Fikri düşünce; elle tutulamayan, gözle görülemeyen, maddi niteliği olmayan düşünsel ürünlerdir. Bunlarında maddi varlıklar gibi mal varlığı değeri vardır. Üstelik bunların çoğu üzerinde geniş anlamda fikir sahibinin manevi hakkıda vardır. Başka bir deyişle nitelikli fikir ürünleri günümüzde artık ticari önemi olan mal sayılır ve Uluslararası ticarette de bunların korunmasına ilişkin özel ve genel üye ülkeleri bağlayıcı uluslararası sözleşmeler yapılımıştır.
Buluş; herhangi bir spesifik sorunun çözümüdür. Patent ise, buluş sahibinin buluş konusu ürünü belirli bir süre üretme, kullanma, satma veya ithal etme hakkıdır. Bu hakkı gösteren belgeye de patent denir. Geleneksel terminoloji ile sınai mülkiyet haklarının içinde önemli bir yer tutan "patent hakkı", özellikle teknoloji transferinin aracı olması bakımından gelişmekte olan ülkeleri daha çok ilgilendiren maddi olmayan bir mala ilişkin haktır.
Fikri hukukun konusu, nitelikli fikir ürünlerini korumaktır.Fikir, düşünce tamamlanıp dış dünyaya sunulduğu zaman korunur.
Kanunlarımız çıkartılan bir albümün bestecisini, güftecisini, icracı sanatçısını üstelik yapımcısını bile korumaktadır. Her birinin hakları vardır. Korsancılık yaparak sanatçıların fikri hakları ihlal edilmektedir. Üretilen bir saate tüketicilerin büyük bir çoğunluğu mal olarak bakmaktadır. Eserin yapılırken harcanılan emeği tasarımı düşünülmemektedir... Saatin tasarımını yapan endüstriyel tasarımcının, saatin üzerindeki buluşları yapanların hakları korsancılıkla çiğnenmektedir. Merdiven altı çalışanlar sahtecilikle kişilerin fikri haklarını ihlal etmektedirler.
Kitap yazan kişinin çalışması esnasındaki yazıları bir fikirdir. Fakat çalışmasını bitirip kitap haline getirdiği zaman fikri mülkiyet olur.
Araba için yapılan jant tasarımı yapılır ve sonrasında maddeye uygulanır. Burada tasarım hakkı başka eşya hakkı başka haklardır.
Eser taklit edildiğinde fikri haklar söz konusu olur. Mülkiyet haklarına girmez.
Fikri Mülkiyet Hukuku çatı bir kavramdır.
Fikri mülkiyetleri sınırlı sayıdadır. Sadece nitelikli fikir ürünleri özel hukukla korunur. Kanular neyin korunup korunmayacağını, şartları, .. belirtmiştir. Tasarım korunduktan sonra, kimse o malı izinsiz kullanamaz.
FİKRİ MÜLKİYET HAKLARI
Fikri mülkiyet hakkı mutlak bir haktır.
Fikri mülkiyet hukuku dünya ölçeğinde homojenleştirilmiştir. Bugün bir İtalyan Kanunu açıp karşılaştırdığımızda diğer Patent Kanunlarıyla ne kadar çok benzer olduklarını görürüz. Çünkü uluslararası andlaşma imzalanıp bu andlaşma doğrultusunda ülkeler kendi mevzuatlarını hazırlamıştır.
Fikir ürünü uçucudur, yerden ve zamandan soyuttur. Her zaman çalıntıya açıktır.
FİKRİ MÜLKİYET HAKLARI | |
KÜLTÜREL ALAN | TEKNİK ALAN |
Fikir ve Sanat Eserleri | Marka Hukuku, Patent/Faydalı Model Hukuku, Endüstriyel Tasarım Hukuku, Ticaret ve Hizmet Markaları, Entegre Devre Topoğrafyaları, Ticaret Ünvanı ve İşletme, Haksız Rekabet Hukuku |
Fikri mülkiyet hukukunu öğretisel olarak yukarıdaki gibi ikiye ayırabiliriz.
Kültürel hukukla ilgili temel düzenleme 1957 tarihli Fikir ve Sanat Eserleri Kanunudur. Alman hukukunda bu kanuna eser sahipliği kanunu da denir.
Teknik alanla ilgili olarak ise eskiden beri Sınai Mülkiyet Hukuku denmektedir. Ancak sınai mülkiyet hukukundaki yasal düzenlemeler birden çoktur. Bu bağlamda bu alanın içiyle alakalı birçok KHK çıkartılmıştır. Örnek: Patent ve Faydalı Maddelerin Korunmasına ilişkin KHK, bu ve bunun gibi KHK'lar 1995 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bunun nedeni ise Türkiye'nin Gümrük Birliği'ne girmesi aşamasında 1/95 sayılı konsey direktifinin yerine getirilmmesiyle ilgilidir. Çünkü bu direktifte Türkiye'nin fikri mülkiyet konusunda Uluslar arası andlaşmalara uygun olarak iyileştirmeler yapılması koşulu konmuştur. Buna Avrupa mütesabıtı da denebilir. Türkiye ev ödevini yerine getirme doğrultusunda aceleci davranarak yetki kanunuyla KHK çıkarmıştır. Türkiye'nin fikri mülkiyetle ilgili ödevi 2/97 tarihli konsey direktifiyle daha da artmıştır ...
Fikri Mülkiyet Hukuku çerçevesinde her türlü fikir ürünü korunmaz. Fikir ürünü, ilişkin olduğu alanda yasanın aradığı maddi koşullara haiz ise özel korunmadan yararlanır. Harcı alem fikir ürünleri korunmaz. Nitelikli fikir ürünleri korunur. Bu sebeple de fikri mülkiyet hukuku alanında sınırlı sayıda (numerus clasus) ilkesinden söz edilir.
Kültürel Alan: Eser sahibinin haklarını koruyan bir kanundur. Ayrıca bu kanun kapsamında bağlantılı hak sahipliğide düzenlenmiştir. Buna bağlantılı hak denir. Özünde başka bir hakla bağlantılılığı vardır. Bağlantılı Haklar : icracı sanatçıların hakları, fonogram yapımcıların hakları, ...
Fikir ve Sanat Kanununda eserler sınıflandırılmıştır. Bunlar; ilim ve edebiyat eserleri, musiki eserler, güzel sanat eserleri, sinema eserleri, işlenme ve derlemelerdir.
Fikir ve Sanat eserleri çerçevesinde de korumada sınırlı sayı ilkesi vardır. Sayılan bu eser türleri dışında bir eser yoktur. Ancak bu eserlerin alt kategorileri mevcuttur. Örneğin; güzel sanat eserleri estetik değere sahip olan; yağlı ve sulu boya tablolar, güzel yazılar, heykeller, kabartmalar, ... Eğer bu eserlerin altgruplarında yer alan eser, sayılmayan ama onlara benzer bir tür varsa bu sayma tahdidi (sınırlı) değildir; yeter ki bunlara benzesin, onlar da bu kapsam içinde korunur.
ANA HATLARIYLA FİKRİ MÜLKİYET
İsviçreliler buna maddi olmayan mallar hukukuda derler. Fikri mülkiyet hakkı bildiğimiz üzere mutlak hakkın ta kendisidir. Fikir ürünleri üzerindeki hak o fikir ürününün tamamlanıp dış dünyaya yansıması ile birlikte herhangi bir idari işleme, eyleme gerek olmaksızın kendiliğinden doğar. Bu tür haklar kültürel alandaki fikir ve sanat eserlerine ilişkin ürünlerde söz konusu olur.
O halde; şiir de bir sahibinin hususiyetini taşımak şartı ile eserdir. Kişi dizeleri kıtasında yerleştirmiş ama o an bu şiir hukuk alanının dışındadır. Şiiri söyleyip, dış dünyaya yansıttıktan sonra hukukun yaşam alanına girmiştir. O andan itibaren kişinin mutlak hakkı doğmuştur.
Bazı fikir eserleri üzerlerinde ise mutlak hakkın doğması idari bir işlemin tamamlanması ile mümkündür. Bu idari işlem de tescildir. Örnek olarak, patent alımını verebiliriz. Markalar üzerindeki hak, tescille doğar. Tescil edildiği an başvuran mutlak hakkın sahibi olur.
Türk Patent Enstitüsü'nde işlemi asil kişi gerçekleştirir. Onun yerine patent marka vekilide işlem yapabilir. Tanınmış marka Türkiye'de tescil edilmemiş olsa dahi Paris Convension'u çerçevesinde korunacaktır. Türkiye'de aynı şekilde mutlak hak konusuna sahip olur.
Marka, Patent yani Tescille Doğan Haklar:
Bugün bir farmolojik ürüne ilişkin bir başvuru yapıldığını varsayalım; başvurunun sonuçlanması 6 yıl sürer. Çünkü incelemeli patent tercih edilmişse inceleme, araştırma raporları düzenlenir. Marka alımı da 13-14 ay sürmektedir. Bu başvuru ile tescil arasındaki boşlukta dava açma yönü yoktur. Almanlar buna eksik mutlak hak demektedirler. Ayrıca bu boşlukta üçüncü kişilerce başvuru yapılıp bu kazanılmamış hakka tecavüz edilemez.
Hak sahibi adına tescilli haklarda yapılan tescil hak sahipliği konusunda bir karinedir. Hakkın gaspı ya da hükümsüzlüğü öne sürülerek tescil hakkı sahibine ait karine çürütülür.
RÜÇHAN HAKKI
Paris Convension'a dahil ülkelerde başvuru tarihinde itibaren 12 ay içinde diğer ülkelerede başvurma hakkı verilmiştir.
05.03.2009 (başvuru) O4.03.2010
Patent : 12 Ay Marka : 6 Ay
Başvurunun 7. ayında benzer buluşu başka bir ülkede tescil ettirme isteği olumsuz sonuçlanır, reddedilir. Fakat daha önceki başvuru reddedilirse diğer başvuru canlanır.
KURAL; Fikir ürününü kim yapmışsa onun üzerindeki hak onu gerçekleştiren tarafından aslen yani orjinal olarak iktisap edilir. Fikir ürünleri üzerindeki hakkın iş sahibimi yoksa çalıştırılan tarafından aslen kazanıldığı tartışılır. Fikri mülkiyet üzerindeki hakkı bizzat o ürünü yaratan kazanır. Kişi o hak üzerinde istediği şekilde tasarrufta bulunabilir.
Fikir ürünü; elle tutulamayan, gözle görülemeyen düşünsel ürünlerdir. Ancak bunları hukuki mal çerçevesinde ticari mal haline getirmekte mümkündür. Yani fikir ürününü bir nesnede cisimlendirmek, tecessüm ettirmek mümkündür. Bir şiiri ya da manzume kitap haline getirilebilir. Çünkü arzu edilen para kazanmaktır. Burada fikir ürünü ile bunun cisimlendirildiği eşya arasında bir fark vardır. Yani; basıp satışa sunulan fikir ürününü bir başkasına devretmiş oluyoruz. Fakat fikir ürünü üzerindeki hak ilim ve edebiyat eseri kategorisinde mutlak hak olarak yine fikir ürününün sahibindedir. O halde eşya haline gelmiş o fikir ürününün kitabını alan kişi eser sahipliği hakkını kazanmaz. Kazandığı hak, eşya hukuku anlamında eserin maliki olmasıdır.
Fikri mülkiyet hakkına sahip olan kişi, hakkı üzerinde her türlü tasarrufu yapabilir. Ancak bunun tek sınırı fikri mülkiyet hakkı sahibinin, fikri mülkiyete ilişkin hakkıyla şahsiyet hakkının üzerinde özgürce hareket edememesidir. Ancak şahsiyet hakkının kullanılması yetkisini verebilir. Örnek ile açıklarsak; eser sahibinin yazdığı kitabı yayınevi çoğaltmak ve yaymak istediği zaman, eser sahibi belirli bir ücret karşılığında bu konuda anlaşabilir. Fakat bu anlaşmadan sonra yayınevi, eserin içeriğinde değişiklik yapma hakkına sahip değildir. Değişiklik şahsiyet hakkının ihlaline girmektedir. Bu tür eserin üslubu ve kapsamında yapılmak istenen değişiklikler, eser sahibinin onamasıyla gerçekleştirilebilir.
Buluşçu patent belgesinde isminin belirtilmesini isteme hakkına sahiptir ve bu onun şahsiyet hakkıdır. Patent belgesi şirkete verilir ama belgenin üstünde buluşçunun adı belirtilir.
Yargıtay'a göre, fikir ve sanat eserleri üzerindeki hak yazılı bir sözleşme ile devredilir. Yargıtay'a göre, eser sahipliğini korumak için 'devirde hangi mali hakların devredildiği belirtilmelidir' içtihadı vardır. İşleme (film,tiyatro) hakkı, çoğaltma hakkı, yayma hakkı, temsil hakkı, ses-görüntü nakline yarayan araçlarda kamuya iletişim hakkı gibi... Yargıtay bu gibi hakların belirtilmesi gerektiği üzerinde durmuştur.
Fikir ürünleri üzerindeki mutlak hak sürelidir. Yani öngörülen o süre dolarsa, fikri mülkiyet hakkı da sona erer. Bu süre dolunca fikir ürünü artık kamunun malı olur. Yani herkes haksız rekabete neden olmamak şartıyla o fikir ürününden yararlanabilir. Her fikir ürününde bu süre farklıdır. Eser sahipliği hukukunda bu süreler belirtilmiştir. Eser sahibinin yaşamı süresinde, öldükten sonra da 50-70 yıl süresince devam eder. Bağlantılı haklar da 50 yıl, tescilli tasarımlarda 5 yıl ancak her 5 yılda harç ödenerek yenilenebilir, tavan sınırı 25 yıldır. Markalarda ise 10 yıl'dır ve her 10 yılda yenilenir, tavan sınır ise yoktur. Ama marka ürünleri, eşyanın adı ya da hizmetin adı haline gelir olmuşsa marka, marka sahibinin elinden çıkar ve kamu malı olur. Örnek; konyak, jileti jip gibi ...
Patentte süreler 20 yıl, patant konusu farmolojik ürünse 20+5 yıldır. Entegre devlet tapografyaları (cipler) 10 yıldır. Faydalı modellerde 10 yıldır. İncelemesiz patentte 7 yıldır. Hak sahibinin menfaati ile kamunun menfaatinin dengelenmesi istenmiştir.
Patentin eskiden adı ihtira beratı idi. Patent, buluş sahibinin buluş konusu ürünü belirli bir süre üretme, kullanma, satma veya ithal etme hakkıdır. Bu hakkı gösteren belgeye de patent denir. Devlet tarafından tanınan subjektif bir mutlak haktır.
Patent neye verilir?: Yeni (kararnamenin tarihi ile) buluş basamağı, faaliyeti bulunan sanayide uygulanabilir nitelikte olan buluşlar için verilir.
Patent nasıl elde edilir?; Paten buluşçusunun ya da patent vekilinin TPE(Türk Patent Enstitüsü)'ye başvurup Enstitü'nün inceleme süreci sonunda olumlu karar vermesi üzerine tescille elde edilir.
Patent, ya gerçek kişi ya da tüzel kişi adına tescil edilir. Kararname hükümlerine göre patenti alma sonucunda patent sahibi, patent konusu buluşu tek başına kullanmak ve ondan yararlanma hakkına sahiptir. Dolayısıyla 3.kişilerin hak sahibinin izni olmaksızın patent konusu buluştan yararlanmaları hakka tecavüz teşkil eder.
Uluslararası patent tescillerini kolaylaştırmak için uluslararası anlaşmalar yapılmıştır. Bunlardan en önemlisi Avrupa Patenti Anlaşmasıdır. Bu anlaşma Münih'te yapıldığı için buna Münih anlaşmasıda denir. Avrupa Patenti ile AB Patenti anlaşmaları karıştırılmamalıdır. AB patenti için Lüxemburg Anlaşması vardır, İrlanda'nın çekincesi sebebiyle Anayasal yükümlülüğü yok ve yürürlüğe girmemiştir. Münih Anlaşması'na üye olmak için AB üyesi olma şartı yoktur. Bu anlaşma 1976 yılında imzalanmıştır. Türkiye gözlemci olarak katılmıştır, 2000 yılında ise imza atıp, üye olmuştur.
Bu anlaşmaya üye devletlerden birinin uyruğundaki gerçek veya tüzel kişilerinden biri Avrupa Patent Kurumu'na başvurup, patentini Avrupa Patentine üye olan devletlerde korunmasını isteyebilir. Avrupa Patenti koruma talep edilen her ülkede o ülkenin yasalarına göre korunur. Buna patent demeti denmektedir. Eğer AB Patenti Anlaşması kabul edilirse o patent AB Patent hukukuna göre korunacaktır.
FİKRİ HUKUKUN ALANI ve İLİŞKİLERİ
Fikri haklar mutlak ve subjektiftir. Özel hukukun içinde yer alır. Fakat idarede bu işle ilgilenir. İlgilenmesinin sebebini şöyle açıklayabiliriz; mutlak hak herkese tanınmaz. Kanun hak tanırken bunu bir devletin aracından geçirmelidir. Bunun için devlet; gelen başvurular, anlaşmazlıklar, korumalar için idareyi görevlendirmiştir.
Sicillerin çoğu aleniyet sağlar. Herkes bu sicillere bakarak, neyin nasıl olduğunu anlar. Örneğin; evin malikini, evin üzerindeki ipoteki sicilden öğrenebiliriz. Hak tescille doğan bir haksa, tescil edildikten sonra alenileşir. Yani herkesçe erişilebilir, öğrenilebilir hale gelir. Herkes onun mutlak bir hak olduğunu görür ve hiç kimsenin o hakka tecavüz etmemesi hakkı doğar. Sicille mutlak hak belirtilmiş olur. (Kişilik haklarının korunması için sicile gerek yoktur.) İşte idarenin bu işe burnunu sokmasının sebebi bu mutlak hakkın korunmasıdır. Yoksa fikri hukuk bir kamu hukuku değildir.
Fikri Hukukun, Medeni Hukukla yakın bir ilişkisi vardır. Fikri Hukuktaki özel hükümlerdeki boşluklar Medeni Hukukun temel hükümleri ve tamamlayıcı hükümleri ile doldurulur. Tamamlayıcı hükümler çok önemlidir. Medeni Hukukun tamamlayıcı hükümlerine; kişilerin intikali, hakların devri gibi hususlarda başvurulucaktır.
Bu alan teknik ile hukukun kesiştiği bir alandır.
Sözleşmeler, Lisans Sözleşmesi: Borçlar Kanunun ikinci kitabında sözleşmeler ele alınmıştır. Bunların dışında hukuka uygun olmak şartıyla farklı sözleşmelerde kurulabilir. Çünkü sözleşme özgürlüğü vardır.
Lisans sözleşmesi tipik bir sözleşme değildir. Lisans sözleşmesi Borçlar Kanununda tam olarak düzenlenmemiştir. Borçlar Hukukunun genel hükümlerine uygun olarak kurulmalıdır. Diğer hükümlerde ise istedikleriyle ilgili hükümleri uygularlar. Örneğin; kiraya ilişkin istisna hükümleri gibi... Sözleşme özgürlüğünden hareket ederek kıyas yapılır.
Hakka Tecavüz :Hakka tecavüz, iki sonuç doğurur, bunlar; Cezai ve Özel Hukuki sonuçlardır. Cezai sonuç olarak cezai kavuşturmalar uygulanır. Maddi ve manevi zararlara ilişkin ise BK'daki tazminata ilişkin maddeler ve MK'daki hükümler olaya uygulanacaktır.
Sonuç olarak; Medeni Hukukla ilişkis çok yakındır ve mutlak hak kavramı bu ilişkiyi pekiştirmiştir. Medeni Hukuk, Fikri Mülkiyet Hukukunu dolduracaktır.
PATENT ve FAYDALI MODEL KORUNMASI
Faydalı Model Nedir? : Batı hukukunda söylendiği gibi küçük patent demek içeriğini yansıtmak için isabetli olacaktır.
Patent haklarının korunmasına ilişkin 1995 tarihli 551 sayılı KHK'nın içinde korunma dışında faydalı modellerde ele alınır.
Patentin, sahibine monopol ya da tekel hakkı verdiği söylenir. Fakat bu doğru bir ifade değildir. Bu hak mutlak bir hak sağlar. Hakkın sağladığı teminat ya da sağladığı hukuki pozisyon, hakkın niteliğinin mutlak olmasıdır.
Monopol, tekel kavramları iktisat biliminde kullanılır. Bu kavramlar, piyasa ilişkileri çerçevesinde ele alınır. Hemen ilk günden monopol,tekel hakkı denilmesi yanlıştır. Tek bir yerde doğru olabilir ki o da istisnadır; öyle bir buluş için patent alınır ki o sektörde öncü buluşu ele alır. Bu bile piyasa ilişkilerine girerse geçerli olur.
Öyle durumlar vardır ki; buluşçu buluşu yapar ama ne bu işte kendisi farkındadır ne de işveren farkındadır. Buluşçu ne yapacağını bilmez ve buluş feda olur.
Serbest Rekabet: Liberal ekonomiye dayanan yerlerde, serbest rekabet vardır. Fakat tanınan haklarla bu serbest rekabete takoz konulmaktadır. Bu yolla büyük işletmeler patenti alıyor ve küçük işletmeler taklit yaptığı zaman serbest rekabet olmuyor. Serbest rekabet bir amaç değildir, serbest rekabet dendiği zaman amaçlanan onun işlevselliğidir, yani; bir patent alındığı zaman, bir ürün veya usule ilişkin elbette piyasa şansı rakibe göre fazla olabilir. Rakipte ne güzel yapmış deyip boş durmaz ve patent merkezine gidip o ürüne bakarak çıtayı yükseltmeye çalışmalı ki kaybettiği pazar payını geri alabilsin, işte serbest rekabette biri yaptığı zaman öbürü de yapmak zorundadır.
Kartel hukukçular, büyük işletmeciler başka şeylerde yapmaktadır; ürünün patentini yapıyor ayrıca çeşitli ülkelerde de patentini yaptırıyorlar fakat o patent ürününü Türkiye'de kullanmıyorlar. Örneğin, üretimi Almanya'da yapıyorlar ve Türkiye'de ihtiyacı olan Almanya'dan mecburen ithal ettiriyor. Böylece piyasayı bloke ediyorlar. Serbest rekabeti önleyici bir başka yolda; büyük işletmeler birbirlerine karşılıklı olarak lisans verip, bu iki ortak piyasada kartelleşme, tekel sağlıyorlar.
Karşı Cevap;
Hakkın kötüye kullanılması önleyecek niteliktedir.
Genel nitelikte başka kanunlar da var ve bunların başında rekabetin korunmasına ilişkin kanun vardır.
Trips Anlaşmasının 8/2 ve 40. maddeleri uyarınca denmiştir ki, üye ülkeler fikri mülkiyet haklarının suistimallerini önleme ve teknoloji sahiplerinin olumsuz mücadelerini önlemek için yetkilidir.
Felsefi Bakış
Felsefi gerekçesinin temelinde kişilik hakkı yatar. Ancak bu temelden birbirini tamamlayan, benzeyen kuramlar ortaya çıkmıştır.
Mülkiyet Teorisi : Buna tabi hukuk kuramı da diyebiliriz. Birey yaratıcı gücün odak noktasıdır. O halde kişiler nasıl nesnel eşyalar üzerinde mülkiyet hakkına sahiptirler, o halde fikir ürünleri üzerinde de hakları mülkiyet hakkıdır demişlerdir.
Mülkiyet hakkı eşyalar üzerinde söz konusudur. Sadece eşyalar üzerinde zilyetlik kurulabilir. Fikir ürünü ne elle tutulur, ne gözle görülür. Temelde eşyayla farklılıklar vardır. Mülkiyet hakkı süreklidr. Bunlar ise sahibine sınırlı zamanda tanınmıştır.
Almanlar farklı olarak fikir ürünü üzerindeki hakka mülkiyet hakkı demeyelim deyip, fikri mülkiyet hakkı diyelim demişlerdir. Trips Anlaşması'yla yani ticaretle bağıntılı haklara da fikri mülkiyet denmektedir. Bunun bir hayırlı tarafı vardır; insanlar nesnel mülkiyete yönelmişlerdir. Fikir sahibinin ürünü üzerine bir değer biçmezler. Burada insanların zihninde mülkiyet kavramının oluşmasında hayırlı olmuştur.
Açıklama Teorisi : Buna göre; eğer devlet kişiye buluşunun korunacağını söylerseniz, kişi de o buluşu gizli tutmaz, açıklar. Hakkı korunacağı ve belli bir süre semerelerinden yalnız kendisi yararlanacağı için buluşuna ilişkin bilgileri saklı tutmaz. Bundan feragat eder fakat karşılığında buluş olarak tescil ettirerek mutlak hak sahibi olmuş olur.
Özendirme Teorisi : Yeni buluşçuya teknolojinin ve sanayinin ilerleme şartı olarak buluş faaliyetinde bulunmaya yöneltirken karşılığında da bunun bir mutlak hakla taçlandırılacağının söylenmesi ve hak konusu üründen yalnızca kendisinin kullanabileceğini garanti altına alınması buluşçuluk faaliyetlerini özendirir.
Ödüllendirme Teorisi : Kamu, patent vererek mutlak hak verip ödüllendirirken aynı zamanda kendisine de yarar sağlamaktadır. Buluşlarla hayat standardı yükselmektedir.
PATENT ve FAYDALI MODELİN KONUSU
İkisininde konusu buluştur. (Buluşa icat veya keşif demek yanlıştır.)
Buluş; Hemen hemen hiçbir patent yasası tanımlamamıştır ve uluslararası anlaşmalarda da tanımı yapılmamıştır. Bu bilinç olarak yapılmamıştır. Sebebi idareyi (özellikle patent kurumunu) ve yargıçların böyle şekli bir tanıma bağlı kılarak önemli buluşları ıskalama tehlikesiyle karşılaşmamak içindir.
Tanım; Buluş teknik bir problemi çözmeye ilişkin bilgidir, kuraldır, öğretidir. Buluşta aranacak unsurlar şunlardır;
Soyut, teknik bir problemdir.
Bir fikir ürünüdür. (Buluş yaratıcı mı olmalı? Kohler; yaratıcı olmalı. Bizim görüşümüz; yaratıcı olması şart değil, bulmak yeterlidir.)
Sanayi alanında uygulanabilir olmalıdır.
Teknik bir format içinde hazırlanmalıdır.
Doğal kuvvetlerin egemenlik altına alınarak, belli bir sonucu elde etmeye yönelik olmalıdır.
Tamamlanmış ve tekrarlanabilir olması gerekir.
Belirttiklerimiz, içtihadlardan çıkmıştır, kanunlarda yoktur.
Kararname, patent ve faydalı modelleri düzenler.
Hangi buluş 551 sayılı KHK'ya göre patentlenebilir?
Üç şart vardır;
Buluş yeni olmalıdır.
Tekniğin bilinen durumunu aşan nitelik taşımasıdır. Buna kararname buluş kriteri der ama batıda bu 'inventings'te buluş basamağı olarak alınır.
Bu buluş, sanayide uygulanabilir olmalıdır.
Faydalı modellerde ise iki şart vardır;
Buluş yeni olmalıdır.
Bu buluş, sanayide uygulanabilir olmalıdır.
Konu ile ilgili ufak ama yararlı notlar;
İncelemesiz patent söz konusuysa maddi inceleme yapılır. İncelemesiz patentte ise maddi inceleme yapılmaz, şekli bir inceleme vardır.
İncelemeli patentin süresi 20 yıl iken incelemesiz patentin süresi 7 yıldır.
Faydalı model patenti çok kolay alınmaktadır. Rakip firmalar hemen hükümsüzlük davaları açabilmektedir. Faydalı modelde de bu yüzden orta şekilde bir buluş basamağı aranıyor ki mahkemenin yükü azalsın.
KEŞİFLER
Buluş – Keşif İlişkisi
Keşif, doğada zaten mevcut olan bir tabii kuvvetin, doğa gücünün bulunmasıdır. Buna örnek olarak; radrasyon, elektrik ve buharı verebiliriz.
Münih Anlaşması'nın 52/2 a bendinde ve 551 sayılı KHK'nın 6. maddesinde patent verilmeyecek konular belirtilmiştir. Bu çerçevede keşiflerin patent korunmasından yararlanılamayacağı görülmektedir. Bunun sebebi fikri edimi küçümseme değil kamu yararıdır. Keşfedene bir mutlak hak tanınsa, bu keşifin nimetlerinden toplum rahatça yararlanamayacaktır.
Patentle korunabilir her buluş bir keşfe dayanır ama keşif patentle korunmaz. Elektrik patentle korunamaz fakat elektrikli süpürgenin işlevini buluş olarak gerçekleştirdiğiz an korunur. Bu çerçevede zilinde patentle korunması mümkündür.
Keşfe istinaden buluş yapıyorsanız ve diğer koşullar varsa patentle korunur. Fakat bununla ilgili handikap vardır. Bu handikap ise ilaçlarla ilgilidir. Bu arada belirtelim ki ilaç patenti kavramı yanlış bir kavramdır, doğru kavram farmolojik ürün patentidir. Her ilacın etkin bir maddesi vardır. Bu etkin madde ise doğada ki bir moleküldür. Bunun için farmolojik ürün patenti alınır.
Piyasada bir çok ilaç firması vardır. Bu ilaçların Ar-Ge çalışmalarında milyon dolarlardan bahsedilmektedir. Örneğin; Amarika'da bir ilaç için 800 milyon dolar harcanmaktadır. Yani bir etkin maddenin hazırlanıp ilaç haline gelmesi bu kadar fiyata geliyor. Bu çalışmalar önce hayvanlar sonra insanlar üzerinde denenir. Klinik öncesi ve sonrası deneyler olur. Bu çalışmalar 10 yılı bulabilmektedir. Her işin taklitçisi olduğu gibi bu piyasada da jenerik firmalar mevcuttur. Bunların masrafları ise 100 milyon dolar civarıdır. Buna doğal olarak büyük firmalar itiraz ediyorlar. Farmolojik ürünü bulup sunanların emeği, masrafı insanlar için yapılıyor buna keşif dersek kimse bu işe bu kadar emek ve para harcamaz. Buna keşif denmesi yanlış olur. Burada çıkmaz olduğu için çözüm aranmıştır. Farmoljik ürün bir doğa kuvvetidir ancak biz özellik ve etkileri test ediyoruz diyerek fikri edimler öne çıkarılmış ve bu tipik bir buluş basamağıdır denmiştir. Örneğin; 50mg ve 500mg ilaç ayrımı, suda eriterek içme, x hastalık içindir gibi... Bu tespitler doğada kendiliğinden ortaya çıkmaz, araştırma sonucu ortaya çıkar. Bu yüzden patent yapılır. Fakat daha ötesinde harcanan paranın geri gelmesi içindir. Keşifden ayrı bir değerlendirmesi vardır ve zaten olmalıdır.
BULUŞ
Hiçbir hukuki mevzuatta tanımı yapılmamıştır. Çünkü idarenin ve yargının bir tanıma bağlı kalınması istenilmemiştir.
Buluş, teknik bir problemin çözümüne ilişkindir. Hem patent hem de faydalı modelin konusudur.
Buluş üzerindeki hak geniş ve dar olmak üzere ikiye ayrılır.
Geniş anlamda buluşçu hakkı; buluşu yapmaya yönelik faaliyetin tamamlanması sonunda kendiliğinden bunu yapanın o buluş üzerindeki hakkını ifade eder. Bu bağlamda eser sahipliği hukukundaki hak sahibinin hakkına benzer. Buluşu yapanın tam ehliyetli olması şart değildir. 15 yaşındaki bir çocuk çok zeki olup, ileri teknolojiye ait bir buluş yapabilir. Önemli olan tamamlanıp, dış dünyaya yansıtılabilmesidir. Hukuk iç dünya ile ilgilenmez, kişinin içindeki bir fikir hukuk açısından bir önem arz etmez. Genel buluşçu hakkı, şahsiyet hakkının çerçevesinde korunur veya gerektiğinde haksız rekabet hükümlerine dayanabilir- siniz.
Dar anlamda buluşçu hakkı; Daha çok patente yönelik ya da faydalı modele yönelik hakkı ifade eder. Yani, buluş sahibinin patent ya da faydalı model almaya yönelik bir bekleme hakkını ifade eder. Bu da değeri olan bir haktır. Fakat müracaat ettiğimiz zaman patent ya da faydalı model için bir süreç vardır.
Başvuru tarihinden itibaren başvurudan doğan hakkı vardır. Buna Almanlar eksik mutlak hak derler. 3. kişilere tam anlamıyla kaçınma ödevi yüklenmemiştir. Çünkü, bu şahıs patent ya da faydalı model alamayabilir.
Buluşçunun buluşçuluk sıfatıyla kişilik hakkı vardır. Genel kişilik hakkı dışında buluşçuluk sıfatına bağlanmış bir kişilik hakkıdır. Yani, buluş üzerindeki hak sahipliği başkasına ait olsa da başvurularda buluşçunun gösterilmesi gerekir. İsminin belirtilmesi buluşçunun kişilik hakkıdır.
Buluşçunun fikri edimini gerçekleştirenin gerçek kişi olduğu kabul edilir. O halde buluş üzerinde herhangi bir kişinin hak kazanması her zaman devren iktisaptır. Çünkü, buluşu yapan gerçek kişi hakkı orjinal olarak kazanmıştır.
İşletme Buluşu
Buluş, buluşçu tarafından işletmenin fiziki donanımından ve tecrübelerinden büyük ölçüde yararlanılarak yapılmışsa o buluş işletme buluşudur. Oysa ki böyle bir kabul buluşun ancak ve ancak gerçek kişi tarafından yapılabileceği ilkesiyle bağdaşmaz. Aksi halde tüzel kişilerinde buluşçu olduğunu kabul etmemiz gerekir. Nitekim işletme buluşunun doğru olmadığı 1936 tarihli Alman Kanununda belirtilmiştir.
Çifte Buluşçular
Aynı anda aynı konuda bir buluşu birbirinden habersiz ve bağımsız iki kişi yapmış olabilir. Bu takdirde buluşa ilişkin patent isteme hakkı ilk hangisi başvurmuşsa ona ait olacaktır. Diyelim ki, her ikisi de birer saat arayla başvurmuşlar, ilk başvuranın başvurusu kabul edilir. Ancak önce davranan başvurusunu geri çekerse, diğer başvuru canlanır.
Ortak Buluşlar
Bir tim ya da grup çalışması sonucunda gerçekleştirilen buluştur.
Öğreti ve yargı kararlarında ortak buluşçuluk uzun süre tartışılmıştır. Bu tartışmanın nedeni patent ya da faydalı modelle korunabilir nitelikteki buluşların esas alınmış olmasıdır. Bu yanlış tartışma zemininde ileri sürülen görüş; ortak buluşçuluktan sözedebilmek için bu faaliyete katılan her bir kişinin fikri ediminin buluş basamağına sahip olması gerekir. Ancak bu görüş haklı olarak iki yönden eleştirilmiştir.
Birincisi; eğer bu tim içinde bulunan her kişinin katkısı buluş basamağı ölçüsünde olacaksa böylesi bir buluş çok ender rastlanılabilen bir olgudur. Kaldı ki; bir buluş farklı buluş basamağına haiz çeşitli katkıların ortak ürünü ise bu yeterlidir. Yani asıl olan bunlara varılan teknik çözümü gerçekleştiren somut sonuçtur. O somut buuşunda buluş basamağına sahip olması önemlidir.
İkincisi; eğer bir ortak buluş yapılmışsa ve buluşun gerçekleşmesinde katkıların hangisinin buluş basamağına sahip olduğu tespit edilemiyorsa o zaman sonuç buluşsuz buluş olacaktır. Bu bizi işletme buluşuna götürür. Bu da gerçek buluşçuluk ilkesiyle bağdaşmaz.
Bu nedenlerle bu görüş kabul edilmemiştir. Tartımaya sebep başka bir ölçüt gelmiş, ortada bir buluş varsa ve bunu bir tim yapmışsa o zaman bunların fikri katkılarının herbirinin yaratıcı olması gerekir. Fakat bu fikri yaratıcı katkıda bulunma şartı günümüzde ar-ge çalışmalarında egoizmi getirir. Yani kişi tim içinde kendini soyutlari paylaşımcı olmaz. Bu sebeple Alman Federal Mahkemesi ortak buluşçuluk sıfatı için bu işe katkılarının buluş dediğimiz varılan sonuca etkili olup olmamakla yetinilmelidir. Yani, teknik problemi çözen kural
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!